External Fiksatör ve Deformite Cerrahisi Bölümü

Boy uzatma, eğrilikleri düzeltme, kol ve bacak uzunluklarını eşitleme, insan duruş ve yürüyüşünü düzeltme gibi yöntemlerle çalışan eksternal fiksatör ve deformite cerrahisi bölümümüzde

Çocuk Felci, Beyin Felci,

Spina Bifida, Kırık Sonrası Deformiteler,

Kaynamamış veya Yanlış Kaynamış Kırıklar,

Yalancı Eklem Oluşumları,

Gelişimsel ve Kalıtsal İskelet Sistemi Şekil Bozuklukları çözüm bulmaktadır.

ÇOCUK FELCİ (POLİOMYELİT)

Omuriliğin ön kordonlarının iltihaplanması sonucu felçle neticelenen bir hastalıktır. Tıp dilinde poliomelitis denir. Bilhassa yaz ve sonbahar aylarında görülür. Nedeni bir çeşit virüstür. Lağım sularının yiyeceklere bulaşması, sineklerin taşıdığı mikroplar, hastalığa yakalanmış kişinin ağız ve burnundan çıkan damlacıklarla bulaşır.

Bulaşıcılığı oldukça yüksek olan, polio virüsü denilen mikropla bulaşan bir hastalıktır.Kuluçka süresi 10-14 gündür.1-4 yaşlarında (% 30 ikinci yaşta) daha sık görülür.Mikrobun kaynağı hasta insanların dışkısı ve boğaz salgılarıdır.Dışkı ile kirlenmiş su ve besinlerin yenip içilmesi veya kalabalık yerlerde havaya yayılan mikropların solunması ile bulaşmaktadır.

Çocuk felcine küçükler yakalanabileceği gibi büyükler de yakalanabilir. Hastalık mikrop kapıldıktan 7-21 gün içinde ortaya çıkar. Hastada ateş, baş ağrısı, boğaz ağrısı, kusma, yorgunluk, boyunda kasılma, ve sırt ağrıları vardır. Hastalığın ilk günlerinde gerekli tedaviye başlanmazsa, özellikle kol ve bacaklarda felç görülür. Hastalığın başlangıcında hastayı diğer kimselerden ayırmak ve yatırmak gerekir. çocuk felcinden korunmak için Salk aşısı veya Sabin aşısı yaptırmak gerekir. Bu aşının ilki çocuk 6 aylık olmadan önce, ikincisi ilk aşıdan 2 ay sonra, üçüncüsü, ikinci aşıdan 6 ay sonra yapılır. 5 ve 15 yaşlarında da tekrarlanır. Tedavi için mutlaka doktora başvurmak gerekir.

Hastalık genellikle belirtisiz ve sinsi gidişlidir.Hafif ateş, başağrısı, baş dönmesi, bulantı-kusma gibi nezlede görülebilecek belirtiler ortaya çıkar.Kimi hastalarda hastalık bu belirtilerle sınırlı kalırken kimilerindede kalıcı felçler ortaya çıkar.Çocuk ayağa kalkmakta veya yürümekte eskisine oranla daha fazla güçlük çekmeya başlar.Felç olan bölgede (genellikle bacaklar) kaslar sert ve kasılmış değil, yumuşaktır ve duyu kaybı yoktur.Bazı vakalarda solunum kasları ve diafragmada felce uğrayıp solunum güçlüklerine neden olabilmektedir.Ölüm oranı % 2-20 arasındadır.Beyindeki solunum merkezininde etkilenmesiyle bu oranlar % 40 lara kadar çıkabilmektedir.

Hastalığın tedavisi yoktur.Ömür boyu kalıcı saakatlıklara neden olabilmektedir.

Korunma:Aşılanma ile olur. Tüm dünyada çiçek hastalığında olduğu gibi kökünün kazınabilmesi için yoğun aşılama çalışmaları yapılmış ve birçok ülkede başarılı sonuçlar alınmıştır.Yurdumuzda da hala görülen bu hastalıkla mücadele için bu yıl 26 Nisan-2 Mayıs ve 31 Mayıs-6 Haziran tarihleri arasında 5. si yapılmakta olan ULUSAL AŞI GÜNLERİ ile hastalığın kökünün kazınmasına yönelik çalışmalar başarıyla yürütülmektedir.

Ağızdan verilen ve toplumsal bağışıklamanın sağlanmasında önemli rol oynayan aşının yanında kişisel bağışıklamanın sağlanabilmesi için oldukça güvenilir ve etkin olan , enjeksiyon şeklinde uygulanan şekli mevcuttur.

En etkili aşılama şeklinin 2,3,4. veya 2,4,6. aylarda enjeksiyon tarzında yapılan ölü aşı ile 18. ayda ağızdan verilecek hatırlatma dozu olduğu kabul edilmektedir.

Beyin Felçi

Beyin felci, beyin damarlarının daralma, tıkanma veya kanaması sonucu beyin hücrelerinin oksijensiz kalması ve ölmesi ile sonuçlanan nörolojik bir hastalıktır. Dünya Sağlık Örgütü’nün ölüm sıralamasında kalp krizi ve kanser hastalığından sonra 3. ölüm sebebi olarak kabul edilen beyin felci, daha çok erkeklerde görülmektedir. 
 
Toplumumuzda yılda % 1-3 gibi bir oranda rastlanan beyin felci yaşla birlikte oransal olarak artış kaydetmektedir. Beyin hücreleri önemi nedeni ile dört büyük damar tarafından beslenmekte olup, ikisi boynun ön bölgelerinden beyne doğru giden ve şah damarı olarak bilinen karotisler, diğer ikisi ise boyun omurlarının arasından ve arka bölgelerden beyne ulaşan vertebral damarlardır. Bu iki damar sisteminin arasında kurulan sayısız bağlantı ile beyin hücreleri adeta bir damar yumağı halinde zengin bir beslenme imkanı elde etmektedir. Beyin damarlarının pıhtı ile tıkanması veya daralması ya da çatlayıp yırtılması sonucu hastalık gelişmektedir. Bu pıhtı kalpten geleceği gibi başka bir damardan da beyne ulaşabilmektedir. Buna “embolik atak” diyoruz. 
 
Beyin damarlarının iç duvarlarında yağ, kolesterol parçacıklarının düzensiz birikimine bağlı olarak bir tıkaç oluşuyorsa buna da “trombotik atak” diyoruz. Belli başlı risk faktörlerine gelince: şeker hastalığı, kalp hastalığı, koroner damar hastalığı, tansiyon yüksekliği kolesterol ve yağ fazlalığı, alkol ve sigara kullanımı, stres ve hareketsiz yaşam gibi daha bir çok sebeple hastalığa yakalanma ihtimali 2-6 kat arası artış kaydedebilmektedir. “Beyin felci ile ilgili hangi şikayetlerle karşılaşılabilir?” sorusuna gelince; Çok geniş bir yelpazede yakınmalar olabilir. Basit bir baş dönmesinden komaya kadar, baş ağrısı, vücudun bir tarafında güçsüzlük, uyuşma, hissizlik, konuşma ve anlama bozukluğu, görme kaybı ve çift görme, ses kısıklığı, yutma bozukluğu, bulantı kusma vs. gibi çok sayıda bulgu ile karşılaşmak mümkün. Hastalığın başlangıç bulgusuna gelince: Saatler içerisinde gelip geçebildiği gibi günler içerisinde ilerleyerek, hastayı yatalak hale de getirebilmektedir. Beyin felcinde sebep büyük oranda beyin damar tıkanmasının sonucu olarak görülürken, yüzde on gibi bir oranda da beyin kanaması söz konusudur. Yüksek tansiyon ve damar kireçlenmesi vakalarında ani gelişen şiddetli baş ağrısı ile başlayan koma tablolarında ilk akla gelmesi gereken beyin kanaması olurken, bir gözdeki ani geçici görme kaybında ilk akla gelecek hastalık şah damarındaki tıkanma veya darlık olmalıdır. 50 yaşlarından sonra yaşla orantılı olarak daha sık görülen beyin felci son 10 yılda daha genç nüfusta da artan oranda görülmeye başlamış olup, bu durumun sebebi ise kalp ve damar sistemindeki patolojiler, uyuşturucu kullanımı ve stres olarak yorumlanmaktadır.
 
 Nöroloji acil kliniğine başvuran hastaların yarısında görülen beyin felci hastalığına nasıl müdahale etmeliyiz? Öncelikle hastalığın ciddiyeti ve gelişimine göre aşamalı bir müdahale politikası izlenmelidir. Gereksiz ve zamansız bazı uygulamalar hastanın aleyhine sonlanabilir. Ayrıntılı bir nörolojik değerlendirme ile zaten büyük oranda tanıya ulaşabilmekle beraber tomoğrafi, MR, doppler, eko, anjiografi gibi metodlarla uygun zamanlama ile teşhisimiz daha da netleşip, tedavi protokolü sağlanmalıdır. Acil müdahale kapsamında deneme safhasında olan pıhtı çözücü tedaviler veya ani ve hızlı tansiyon düşürmek sakıncaları nedeni ile dikkatle yapılmalı; şuur takibi yanında beslenmesi, aldığı-çıkardığı sıvının takibi, yatakta pozisyonunu değiştirmek, pasif eksersizlerle hastaya hem moral sağlanmalı hem de daha ilk günden bazı olumsuzluklara karşı tedbirler alınmalıdır. 
 
Beyin felci hastalığı nedeni ile hastaneye yatan hastalarda sık gördüğümüz akciğer ve idrar yolu enfeksiyonuna dikkat etmeli, mümkün olan en kısa zamanda, hastayı yataktan ve yatmaktan uzaklaştırılmaya çalışılmalıdır. Hastanın rehabilitasyonla eski sağlığına kavuşturulması hedeflenmeli, nöroloji uzmanı kontrolünde fizyoterapi egzersiz programları ile hastanın ve yakınlarının desteği alınmalıdır.

Spina Bifida

Spina Bifida, Nöral tüp defekti adı verilen bir grup doğumsal anomalinin bir çeşididir. Açık omurga olarak da adlandırılmaktadır. Genelde omurga kemiği ve bazen de omuriliği etkiler. Nöral Tüp olarak adlandırılan oluşum, embryonik yaşamda bulunan ve beyin ile omuriliği meydana getiren yapıdır. Bu oluşumun gelişiminde meydana gelen anomaliler de nöral tüp defekti (NTD) olarak adlandırılırlar. NTD'leri en sık görülen doğumsal anomalilerdendir. Yaklaşık 1500-2000 canlı doğumdan birinde, değişik derecelerde NTD bulunur.

Embryonik dönemde bebeğin omurgası ilk oluştuğunda kapalı değildir. her iki yanı açıktır. Dölenmeyi takip eden 29. günde her iki yanda oluşan omurga ortada birleşir ve kapalı bir oluşum haline gelir. Spina bifida da bu kapanma ya hiç olmaz ya da bazı bölgelerde meydana gelmez. Spina bifidanın 3 formu vardır:

Occulta: Bu spina bifidanın en hafif formudur. Herhangi bir belirti vermez. Omurgayı oluşturan kemiklerin bir ya da birkaçında küçük defekt ya da defektler bulunur. Omurilik ve sinirler normaldir. Kişiler genelde kendilerinde bulunan bu durumun varlığından habersizdirler. Tek belirti defektin olduğu bölgede (örneğin belde) cilt üzerinde aşırı bir kılllanmanın olmasıdır. Tanı genelde başka bir nedenden dolayı çekilen omurga röntgeni esnasında şans eseri konur.

Meningosel: Bu en nadir görülen spina bifida formudur. Omuriliği çevreleyen zarlar omurganın açık kısımlarından dışarıya doğru fıtıklaşırlar.Fıtık kesesi içinde beyin ve omuriliği çevreleyen ve koruyan serebrospinal sıvı da bulunur.Bu kistik görünümlü yapının boyutları değişken olabilir ve normal gelişimi sağlamak için ameliyat ile çıkartılabilir.

Meningomiyelosel: Bu hastalığın en ileri formudur. Fıtıklaşan kistin içinde meningoselde bulunan zarların yanısıra sinir kökleri ve omuriliğin kendisi de bulunabilir. Bazen kist olmaz ancak omurilik kendisi tamamen fıtıklaşabilir. Omuriliği çevreleyen sıvı dışarıya kaçabilr. Açıklık cerrahi olarak kapatılmadığı sürece, etkilenmiş bebekler enfeksiyon açısından büyük risk altındadırlar. Cerrahi tedaviye rağmen bazı bebeklerde değişik derecelerde bacak felci, idrar ve gayta tutamama problemleri görülebilir.

Spina bifida'lı bebeklerin birçoğunda hidrosefali de bulunur. Merkezi sinir sitemi olarak adlandırılan beyin ve omurilik hem koruyucu zarlar ile çevrileridir hem de etraflarında serebrospinal sıvı olarak adlandırılan bir sıvı bulunur. Bu sıvının normal dolaşımını yapamaması sonucu hidrasefali denilen kafa boşluğu içinde sıvı toplanması ortaya çıkar.

Nedenleri

Spina bifida izole bir doğum defekti olarak kabul edilir. Bazı bilimadamları genetik ve çevresel faktörlerin de etkili olduğunu söyleseler de NTD ile doğan bebeklerin %95'i normal ve aile öyküsü olmayan anne-babalardan dünyaya gelmektedirler.

Herhangi bir genetik geçiş olmadığı kabuledilmektedir. Bir bebekte spina bifida olduğunda, sonraki bebekte de görülme sıklığı 1/40 olmaktadır. Ancak spina bifida doğumsal anomaliye yol açan bazı başka sendromlar ile birlikte de görülebilir. Bu gibi durumlarda kalıtsal özellikler olabilir.

Önlenebilir mi?

Yapılan çalışmalar spina bifida ve diğer NTD'lerinin annenin dieti, özellikle de folik asit alımı ile ilgili olabileceğini göstermiştir. 1992 yılında Amerika Birleşik Devletleri Halk Sağlığı Servisi gebe kalma olasılığı olan15-44 yaş arası kadınların hergün 400 mikrogram folik asit almasını önermiştir. Bu miktarda alınan folik asidin spina bifida ve diğer nöral tüp defektleri riskini %50-70 oranında azalttığı gösterilmiştir. Bu amaçla folik asit alımı gebe kalmadan 1 ay önce alınmaya başlanmalı ve gebeliğin 1. ayının sonuna kadar kullanılmalıdır. Çoğu gebelik plansız olarak gerçekleştiği için gebe kalma olasılığı buluna kadınların belirtilen miktarda folik asidi sürekli alması da diğer bir öneridir.

1991 yılında İngiltere'de yapılan bir çalışmada, gebe kalmadan önce ve gebeliğin ilk 3 ayında yüksek doz (4 miligram) folik asit kullanan ve daha önceki gebeliklerinde NTD'li bebek dünyaya getiren annelerde yine NTD'li bebek doğurma riskinin %70 azaldığı saptanmıştır. Bu ve buna benzer diğer çalışmalar temel alınarak Amerikan Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (U.S. Centers for Disease Control and Prevention (CDC)), önceden NTD'li bebek doğuran kadınların yeniden gebe kalmayı planladıklarında yüksek doz folik asit almalarını önermektedir.

Tedavi

Spina Bifida occulta genelde tedavi gerektirmez. Omuriliğin etkilenmediği meningosel vakalarında herhangi bir paraliz (felç) riski olmadan cerrahi tedavi mümkündür. Meningoseli olan pekçok çocuk normal yaşamlarına devam edebilirler. Meningomyeloseli olan bir bebek ise doğduktan 24-48 saat sonra operasyona alınmalıdır.Burada omurilik yerine yerleştirildikten sonra üzeri kas ve zar tabakaları ile kapatılır. Amaç enfeksiyon oluşumunu önlemek ve sinirlerin zedelenmesine engel olmaktır. Ancak eğer sinirler operasyon öncesi zaten zedelenmiş ise bugeri dönüşümü olmayan bir olaydır ve bacak felçleri ile idrar, gayta problemleri kalıcı olur. Bu bebeklerde uzun süreli rehabilitasyon gereklidir.

Hidrosefali oluşan bebeklerde ise biriken sıvı cerrahi olarak yerleştirilen bir şant (shunt) yardımı ile bebeğe zarar vermeden drene edilir.

Spina Bifida gebelik esnasında fark edilebilir mi ?

Spina bifida doğumdan önce bazı testleri ve ultrasonografi ile tanınabilir. Bunlardan en önemlisi üçlü test ya da sadece kanda alfa feto protein bakılmasıdır. Bu testler ile NTD riski yüksek olan gebeler saptanabilir. Testin yüksek çıkması her zaman NTD'ni göstermez. Gebelik yaşının yanlış bilinmesi gibi bazı basit nedenler ya da diğer başka anomaliler de alfafetoprotein'de yükselmeye neden olabilir. Yine detaylı bir ultrasonografi incelemesi ile büyük meningosel ve meningomyelosel vakaları tespit edilebilir.

Anomalinin anne karnındayken saptanması ailenin ve hekimin bilgilenmesi açısından önemlidir. Bu tür bir gebelikte doğumun özel ve doğumdan sonra bebeğe hemen müdahale edilebilecek merkezlerde yapılması ayrı bir önem taşır. Doğumda tercih edilecek yöntemin sezaryen olması felç gelişme riskini ve felcin şiddetini azaltır. Son zamanlarda bebeklerin anne karnındayken ameliyat edilmeleri konusunda çalışmalar vardır. Bu tür operasyonlar dünyada sadece 2 merkezde yapılmaktadır. Deneysel aşamada olan bu tedavi yönteminin uygulandığı bir bebek 23. gebelik haftasındayken ameliyat edilmiş ve sonuç doğumdan sonra ameliyat edilen bebeklere göre daha yüzgüldürücü olmuştur.